ahahahah :D

ahahahah :D

mooooom! wait…

mooooom! wait…


“sana kadınları sorsam neleri sevdikleri hakkında bir sürü şey sayarsın. belki birkaç kere yatmışsındır da. ama bir kadının yanında uyanmanın ve mutlu olmanın ne demek olduğunu söyleyemezsin. sana savaşı sorsam shakespeare’den bahsedersin değil mi? ama hiç savaş görmedin. en yakın dostunun kafası kucağında son nefesini verirken sana nasıl baktığını görmedin. sana aşkı sorsam sonelerden alıntı yapacaksın. ama bir kadının karşısında hiç tamamen savunmasız kalmadın. sana gözleriyle hükmedecek birini hiç görmedin. “

Good Will Hunting

 ”Senin diline ve o dili oluşturan zihne ne kadar ihtiyaç duyduğumu biliyordun, öyle değil mi? Vahşi olanı evcilleştirmek için senin cesaretine nasıl yaslandığımı? (…) Senin sevgini ne kadar sevdiğimi biliyordun, öyle değil mi?”

Written by Toni Morrison to James Baldwin after his death.

alternatifkedi:

Çocuk! Evrendeki en büyük kütle sana ait kendi zihnî sınırların içinde, tamam. Asıl eksiğinse bir hacim kapladığını sanman. Sadece göz kapakların kapalıyken her şeyin sahibisin.

VERA’NIN RESMİ

Kimseler yapamaz senin resmini

Kıyıdan açılanın tanyerinden esenin
Aramasınlar seni renklerin atlıkarıncasında
Dayanmış tahta parmaklığa bir bağ taraçasında iklimler

Bizden en uzak gezegenin kederi
Aramasınlar seni uyaklarında ışıkla gölgenin
Sen oyunun dışındasın oylumların da yüzeylerin de
Bir yerlerde bir sevinç günün birinde fışkırır

Kimseler yapamaz senin resmini
Kıyıdan açılanın tanyerinden esenin
Sen kendi resmini kendin de yapamazsın
Gümüş kanatlı bir balık sıçrıyor enginde

Aynaların içine girip ötelere gitme boşu boşuna
Yitirilmiş erkekler gelir kadınlar koğuşuna geceleri
Sen kendi resmini kendin de yapamazsın
Bir açılıp bir kapanır kapılar yüreğinde

Senin resmini ben yapacağım.

-Nazım

sakin kafa

Kaynak: youtube.com

"Dünyamızda alışılmışın dışındaki her şeyin açıklanması gerekir ve bu hiç de masum bir gereklilik değildir. Açıklama yaparsınız, neden gösterirsiniz, makul gerekçeler sunarsınız, sonra bir de bakmışsınız tam da sizden açıklama bekleyenlerin dilini kullanıyorsunuz, kendi dilinizi değil. Birilerine açıklama borçluysanız borcunuzu daima kendi dilinizi harcayarak ödersiniz."

Barış Bıçakçı

Ankara Dost Kazığını Protesto Ediyor

alternatifkedi:

image

Ankaralılar arasında dost gibi sıcak, samimi bir yerdir Dost Kitabevi. Belki Atakule kadar, Kuğulu Park kadar duyulmamıştır şehrin yabancıları tarafından ama bu şehrin en baba figüranıdır. Ankaralılara “Dost Kitabevi” derseniz, heyecanla size pek çok anısını anlatacaklardır. Şehrin…

ÖZGÜR İRADE

“özgür irademin varlığını kabul etmiyorsun” dedi.

Bu cümle iki gündür kulağımı tırmalıyor. Düşüyorum, öyle miydi gerçekten? Bunu yanıtlayabilmem için önce kendime dönüp gerçeği görmeye çalıştım.

Aşıksanız iradeniz sürekli bir savaş içindedir. Ait olma ile kendiniz olma arasında araftasınızdır. Başka birine dönüşmeden “birinin malı” haline gelmeden aşık olmayı becerebilmek, o çizgiyi koruyabilmek zordur. Her gün uyandığında kendinden önce birini düşünmek, kaygılanmak, kaybetme korkusunu hissetmek ve acı çekmek, aşk doğası gereği bütün hislerin karışımıdır ve irade, aşkın doğasına zıt bir olgudur. Kendime dönüp baktığımda emin olduğum tek şey buydu işte, irade aşkı dengeleyemez.

O bu soruyu sorarken, belli ki geçirdiği dönüşümün farkında değildi. Büyümüştü, olgunlaşmıştı ve bu dönüşüm yüzünden artık beni hissedemiyor ve yaşadığım iç savaşı sezemiyordu.  Öyle farkında değildi ki, aslında kabul etmediğim şeyin onun iradesi değil, benim iradem olduğunu ayrımsayamıyordu.

Araya giren bu kadar zaman ve acının yanında, onun yaşam alanlarına her zamankinden çok saygı duyuyordum oysa. Hayatında sağladığı düzen, güçlü ve mutlu bir insan olması , sanki benim hayatımmış gibi gururla bakmamı, hayranlık duymamı sağlıyordu.

Ama bu iki uçlu terazinin yalnızca bir tarafında durduğunu anlatamadım işte.  Dengeyi sağlamak için, sağlıklı bir ilişki yaşamak için terazinin bana uzak kısmında durduğunu ifade edemedim, etmedim.

__

“sen şımarık bir kızsın, mutlu olsana biraz”

Bir kadını sonsuz aşkla sınarsanız, onunla, tüm hücreleriyle hastalıklı bir şekilde karışıp sonra “bizimkisi sağlıklı bir ilişki olacak” diyerek uzaklaşamazsınız.

Bu verilen bir hediyeyi geri almak gibidir. Acı verir.

__

Belki de ben aşıkken çekilmez biriyimdir, bilemiyorum.

__

“büyük resmi görsene biraz.”

Bilmediğimi kim söylemiş? Aptal biri değilim ki, görmezden de gelmiyorum doğru olan şeyleri.

Görüyorum, hissediyorum ve biliyorum.

Ama bir resmi görebilmem,  onun varlığıyla yetinmek zorunda kalacağım anlamına gelmiyor.

Herşeyden önce ben bir kadınım ve bütün tuhaflıklarıma rağmen sıradan bir kadın gibi zamanını ödünç almak isteyeceğim, belki şımaracağım, kapris yapacağım.

Kabul et veya etme her kadın gibi ben de sonsuz sevilmek isteyeceğim.

 __

Her şeyi açıkca ifade etmek doğru olmayabilir. Aşk hakkında yazılan tüm sözler biraz yavan ve yüzeysel kalabilir. Ama sessizliğimin iyi olmadığını bilmesi gerek. 

Ve ona olan sevgimin evrene sığamayacağını da. :)

 

 

 

 


Adım sevinç ve tuhaflık tam da burada başlıyor.

Ana rahmine düştüğüm an,  gökyüzündeki bir yıldızın yanlış konumundan olacak, büyük bir hata olmuş. Nitekim ismimle alakası olmayan bir haleti ruhiyenin insanı olarak dünyaya geldim.

Daha çocukken geri geri yürümek en büyük zevkimdi. Arkası dönük insanları büyük bir merakla inceler, yüzüne baktığımda hayal kırıklığına uğrardım.

Ben büyüdükçe, tuhaflıklarım da benimle birlikte büyüdü. Sizin yanlış olarak adlandırdığınız şeyler benim kimlik dediğim bir varoluş biçimine dönüştü. Ben böyleyim diyebildim sonunda, evet ben buyum.

Dergileri tersten okumayı sevdiğim gibi insanları da hep tersinden anlamam ile ünlüyüm. Sevdiğim insanları kaybetmenin güzelliği ve başarısızlıklar ile akıl almaz tatminler yaşarım. Yüzüme tokat atılana kadar uğrasır, tokat atıldığında ağlarım ve beni aşağıladığı için ilgili kişiye teşekkür ederim.

Her işim biraz terstir benim.Kendimle barışmayı bir türlü beceremediğimden olmak istediğim kişiden çok uzağım. Sebeplerini sorgulamam, hayat ile ilgili “olumlu bak, olumlu olsun” zırvalarına da inanmam. Kişisel gelişime ihtiyacın var diyen akademisyen hocalarıma zamanında nanik yaptım. Kendimi de sevmiyorum, okulu da. Kendinden nefret etmek kendinle barışmanın bir çeşidi bence. En korkunç yanlarını görebilmek ve bundan nefret edebilmek de önemli bir husus olarak kabul edilmeli.

Bir yandan da narsist olduğumu iddaa eden bir psikiyatristim vardı bir zamanlar, kızlık zarını diktirmenin olumlu yanlarından bahsettiği gün gitmeyi bıraktım.

Neyse ne diyordum, her işim biraz tuhaf benim. Ruhumla orantısız bedenimi kapladığım bu yaşam alanına sığdıramam. Olmak istediğim kişiden uzaklaştıkça tuhaf bir mutluluk, bir haz saplanır kalbime. Allahım, mutsuz oldukça mutluluktan ölürüm.

Bir o kadar da severim dünyayı.Yanlışlıkların düzene katkısını bilirim ve düzenin kusursuzluğu karşısında ağzım açık kalır. Doğadan uzakta ne kadar mutsuz olduğunu insanın, kendi yarattığı düzende kayboluşunu üzüntüyle izlerim. Kendimden başlarım üzülmeye, çünkü öldürme iç güdüme rağmen iyi bir insanım ben. Sevmeyi, sevilmeyi kelimeleri aşkı bedenimden geçirip parmaklarımın ucundan tekrar savururum ve evren kadar sonsuzdur sevgim. Ne kadar yalnız olsa da, muhteşem bir ilüzyon şu evren. Kendini var edişi tanrıyı sorgulatır, ama tanrı olsaydı derim, eğer olsaydı daha çocukken penceremin camından duyardı beni.

Onun yalnızca beni değil, kimseyi dinlemediğini biliyorum. Cenneti, cehennemi insanın kendi zihninde yarattığını da.

Çünkü olmayan şeyler yoktur.

tehlikeli oyunlar

”(…)Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur,sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır,zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum.”